Gıda ve Beslenme

Kriz ve Gıda Hareketleri

Son 20 yılın en ciddi gıda krizi 2008 yılında yaşanmıştı. Finans piyasalarındaki büyük çöküş, gıda fiyatlarını zıplatmış, bu da dünyanın birçok yerinde açlık ve yetersiz beslenmenin yaygınlaşmasına neden olmuştu. Bu arada, üretimde bir düşüşün olmadığının da altını çizelim. Yani insanlar, yeterince gıda olmadığı veya israf arttığı için aç kalmadılar; gıda fiyatları arttığı, onların da bu fiyatları ödeyecek paraları olmadığı için aç kaldılar. 


2008 gıda krizi, COVID-19 sonrası dönemi anlamak ve karşılaştırma yapmak için önemli. Mesela, 2008 krizinin aksine, COVID-19 salgınının çift katmanlı bir gıda krizini tetikleyeceğini söyleyebiliriz. İlk katman, ekonomi kökenli olacaktır. Mesela, dövizdeki pahalanma, dövize bağlı her türlü tarımsal girdinin pahalanması anlamına gelecek, bu da hem maliyetleri ve fiyatları arttıracak hem de alım gücünü düşürecektir. Alım gücünün düşmesi demek de 2008 krizinde olduğu gibi özellikle alt gelir grubu için yetersiz beslenme ve açlık tehlikelerini beraberinde getirir. İkinci katman ise tarım kökenli olacaktır. Aslında bunun haberlerini almaya, emarelerini gözlemlemeye başladık. Şu aralar medyada sıklıkla duyduğumuz mevsimlik tarım işçileri arzındaki sıkıntılar, yakın vadede üretim düşüklüğü ve fiyat artışı şeklinde piyasaya yansıyabilir. Arz eksikliğini tamamlamak ve fiyat dengesini sağlamak için ithalatı artırmak ise hem uzun vadede üretimi kötü etkileyecek, hem dış borçlanmayı arttıracak, hem de gıdada daha çok dışa bağımlılığa neden olacaktır.Aslında gıda sistemimiz çok uzun süredir derinleşerek devam eden bir krizin içinde. 2008’de yaşananlar ve COVID-19 salgını bu krizin iyice kendini belli ettiği, etkilerinin toplumun daha geniş bir kitlesi tarafından hissedildiği vakalar. Eğer COVID-19 salgınının tetiklediği kriz(ler)le verimli bir şekilde mücadele etmek ve gıda sistemimizin dayanıklılığını arttırmak istiyorsak önce bu meta-krizi anlamalı ve alacağımız önlemleri bu meta-krizle mücadele amacıyla da almalıyız.

Tahmin edersiniz ki, Türkiye'de ne kriz tartışmaları ne de tarım tartışmaları yeni. Ancak bu tartışmaların ekseni 80'lerde dış ticaretin açılması ve dalgalı kura geçilmesi ile oldukça değişti.1 50’lerden 80'lere, köyden kente göç ekseninde devam ettirilen tarım ve çiftçilik tartışmaları, 80'lerden sonra gelen küreselleşmenin tarımın iç dinamiklerini nasıl yeniden yapılandırdığına kaydı. 2000'lerden beri ise, küreselleşmenin yereldeki izdüşümleri tartışılıyor: perakende devlerine karşı alternatif gıda ağları, tüketici kooperatiflerinin küçük çiftçilere ve kadın girişimcilere uzattığı dayanışma, kentlerin kent bostanlarından ve kendi çeperlerinden beslenebilme kapasiteleri ve iklim değişikliğinin getirdiği zorluklara dayanıklılığı. Ayrıca altını çizelim, 2000 öncesi çok daha yaygın olan küreselleşme karşıtı yaklaşım, 2000'lerden sonra yerini küreselleşmenin yerel potansiyelleri büyütebileceği yaklaşımına bırakmış gibi. Bu büyümenin nasıl kalıcı, sürdürülebilir ve olumlu toplumsal etkileri olan bir gelişme sürecine dönüştürebileceği en sık tartışılan meselelerden biri.2

Geniş anlamda "gıda hareketleri" olarak tahayyül edilebilecek toplumsal hareketler de işte bu çerçevede önem kazandı. Özellikle şehirlerde giderek yaygınlaşan bu hareketler, ekolojik üretim pratiklerine, tüketimin ve üretimin sürdürülebilirliğine, çiftçiliğin uzmanlık gerektiren bir meslek olduğu kadar bir hayat tarzı da olduğuna vurgu yapıyorlar. Ayrıca toprak, su, tohum ve diğer ekolojik kaynakların korunması gerekliliğini savunuyorlar ve takipçilerini bu hassasiyetler doğrultusunda davranmaya teşvik ediyorlar. Bir koldan çevre hareketiyle, diğer koldan da kadın ve işçi hareketleriyle dayanışma gösteriyorlar. Ancak tek dertleri ekolojik denge değil: Lezzet, mutfak kültürü, tarım ürünlerinde ve yemekte kalite, yöresel tatların ve ürünlerin korunması, yaygınlaştırılması ve çoğaltılması ve sanırım en önemlilerinden, biyoçeşitliliğin korunması ve ileriki nesillere aktarılması... Kısacası; ekonomik, toplumsal ve kültürel adalet.

Türkiye’de hala biraz yolun başındayız ama ABD’de gıda hareketinin paydaşları kimi oteller, restoran ve lokantalar ile verimli iş birliklerine girişti. Sadece ekolojik tarım yapan çiftliklerden malzemelerini tedarik eden restoran ve lokantalar mesela artık pek yeni değil. Hatta bazıları malzemeleri temin ettikleri çiftliklerin adını menüye koyuyor; çiftçilerin resmine ve hikayelerine restoranın içinde yer veriyor. Özellikle kırsalda ve banliyölerde bulunan işletmeler, çiftçilerle kompost için atık değiş tokuşu yapabiliyorlar; ambalaj için biyolojik olarak parçalanabilen malzemeler kullanıyorlar. En önemlisi de çiftçilerden doğrudan alışveriş yaparak çiftçilerin düzenli para kazanmalarına, ürettiklerinin de yerel ekonomi içerisinde hızlıca değerlendirilmesine ön ayak oluyorlar. Tabii işletmelerin, kalite ve ekolojik üretim üzerinde diretmeleri, çiftçileri iyi uygulamalara teşvik etmeleri bu noktada kritik. 

Önümüzdeki kriz günlerinde çiftçiler ve oteller, restoranlar ve lokantalar arasındaki bu tarz bağlar ve uygulamalar, krizin daha hafif atlatılması ve gıda sisteminin daha dayanıklı hale gelmesi için elzem olacaktır. Hem ayrıca hangimiz istemeyiz yediğimiz ürünleri üretenleri görmeyi? Hatta mesela restorandan çıkarken o çok beğendiğimiz köpoğlunun patlıcanından veya humusun nohudundan biraz alabilmeyi? Gıda hareketleri çoktandır tarlalarla mutfakları, sofraları birbirine bağlıyor. COVID-19 salgınının getireceği krizlerden toparlanırken neden gıda hareketlerinin hassasiyetlerini ve önceliklerini tüm gıda sektörüne yaymayalım? Toplumsal adalet ve daha sürdürülebilir, daha dayanıklı, daha duyarlı bir gıda sistemi neden hepimiz için bir çıkış yolu olmasın?

1Türkiye krizlerini siyasal ekonomik arka planını anlamak isteyenlere Prof. Dr. Gülten Kazgan’ınTürkiye Ekonomisinde Krizler (1929-2009) Ekonomi Politik Açısından Bir İrdeleme (2017, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları) kitabını şiddetle tavsiye ederim. Hatta kendinize bir iyilik yapın ve Gülten hocanın tüm kitaplarını okuyun. Zarar olmaz, faydası boldur. 

2SlowFood bu eksen kaymasının en önemli sebeplerinden ve sonuçlarından biridir. Konuyla ilgili bakınız: 

Leitch, A. (2013). Slow Food and the Politics of 'Virtuous Globalization'. In C. Counihan, & P. van Esterik, Food and Culture: A Reader (pp. 409-425). New York: Routledge.

Pilcher, J. M. (2008). Taco Bell, Maseca and Slow Food: A Postmodern Apocalypse for Mexico’s Peasant Cuisine? In C. Counihan, & P. van Esterik, Food and Culture: A Reader (3rd ed., pp. 400-410). New York: Routledge.

Kaynakça:
Kazgan, G. (2013). Türkiye Ekonomisinde Krizler (1929-2009): 'Ekonomi Politik' Açıdan Bir İnceleme. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Leitch, A. (2013). Slow Food and the Politics of 'Virtuous Globalization'. In C. Counihan, & P. van Esterik, Food and Culture: A Reader (pp. 409-425). New York: Routledge.

Pilcher, J. M. (2008). Taco Bell, Maseca and Slow Food: A Postmodern Apocalypse for Mexico’s Peasant Cuisine? In C. Counihan, & P. van Esterik, Food and Culture: A Reader (3rd ed., pp. 400-410). New York: Routledge.

Şık, B. (2020, Nisan 17). Korona Virüsü Gıda Krizine Yol Açabilir. Retrieved from Bianet: http://bianet.org/bianet/saglik/223082-korona-virusu-gida-krizine-yol-acabilir

Wise, T. (2019). Eating Tomorrow: Agribusiness, Family Farmers and the Battle for the Future of Food. New York: The New Press.