Tabağında Kalan Yemek Arkandan Ağlamasın

Tabağında Kalan Yemek Arkandan Ağlamasın

Ülkemizde ve tüm dünyada birçok insan açlıkla mücadele savaşı verirken, eş zamanlı olarak evlerimizde ve yeme-içme sektörünün birçok işletmesinde de tonlarca gıda atığı ortaya çıkmaya devam ediyor. Peki böylesi kendiyle çelişen bir durumla nasıl başa çıkılabilir?

Dünya genelinde gıda atığı ile mücadele etmenin birçok çözümü var ancak en temelde, bu çözümler üretilirken açlıkla mücadele edenlere bu gıdaların ulaştırılması hedeflenir ise sürdürülebilirlik, açlıkla mücadele ve israftan kaçınma gibi pek çok konuda başarılı adımlar atılmış olunur.

Gezegenimize zarar veren unsurlar düşünüldüğünde, genellikle akıllara sanayi bacalarından çıkan siyah dumanlar, petrol sızıntıları ya da arabalar gelir ama nedense hiçbir zaman çöpe attığımız onlarca gıda gelmez. Her sene milyonlarca ton çöpe giden gıdanın tek problemi açlıkla savaşan insanlara ulaştırılamaması da değil; çürüme sırasında ortaya çıkardıkları metan gazının iklim değişikliği krizinin tetikleyicilerinden biri olması ya da çöpe giden bu gıdanın üretilmesi için harcanan su, işçilik, toprak, lojistiği için yakıt, yolda soğuk kalması için kullanılan enerji gibi birçok negatif etkiye de sahip. Kısacası dünyadaki kaynaklarımızı kimsenin yemeyeceği ürünleri üretmek için kullanıp çöpe atıyoruz. Tabii ki kimse gıda israfı yapmayı sevmiyor, sadece bu çok fazla üstüne düştüğümüz bir konu değil...

Biraz düşününce, çevre sağlığı için kolaylıkla alabileceğimiz aksiyonlar arasında gıda israfından kaçınmak yer alıyor. Mesela bir gıda alışverişi yaparken, buna gerçekten ihtiyacım var mı ve bunu gerçekten bozulmadan tüketebilecek miyim sorularını kendimize sormuyoruz ya da marketten eve dönerken aldığımız yumurtalardan biri düşüp kırılınca yaşayacağımız üzüntüyü, buzdolabında beklediği için bozulmuş bir yumurtayı çöpe atarken yaşamıyoruz. Konu yaşam alanımız olunca geniş ve ferah alanlar kulağa çok hoş geliyor ancak konu buzdolapları olunca sürekli boş alanları doldurma çabası içindeyiz.

Seneler içinde porsiyon boyutlarımızda oldukça büyüme yaşandı ve gözümüz doysun derken tabaklarımızı yiyemeyeceğimiz kadar çok doldurup karnımız dolunca kalanları çöpe atmaya alıştık. Bunun çözümü aslında çok kolay, evde veya işletmelerde porsiyonların küçültülmesi hem yiyecek masraflarını azaltacak hem de gıda israfının önüne geçecektir. Özellikle catering hizmeti sunan işletmeler, kişi başına düşen gıda atığını ufacık bile azaltabilirlerse çok büyük pozitif etkiler yaratacaklardır. Restoranlarda ise devasa hamburgerler, bolca patates kızartmaları ve litreyle içecekler ile kişileri obeziteye ve gıdaları israfa sürüklemek yerine, tavsiye edilen porsiyon boyutlarını kullanmak fayda sağlayacaktır.

Biliyoruz ki gıda israfı sorunu bir günde çözülebilecek bir problem değil, ancak bu sorunu göz önünde bulundurmaya başlamak bile israf miktarında düşüşe yardımcı olup olumlu etkiler yaratmaya başlayacaktır. Ayrıca tüketime uygun gıda fazlalıklarını, ihtiyacı olanlara ulaştırmak için teşvikler, yatırımlar ve girişimler yapılması da bu duruma çift yönlü bir fayda sağlayacaktır. Bunun için yapılması gereken tek şey; yenilmeye uygun gıdayı atmak üzere olan firmalar ile iletişime geçmek ve bunları ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak. Ancak yenilmeye uygun gıdayı ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak için insanlar kendi başlarına bir yol bulamadıklarından ve bu yolda çok fazla emek ve zaman harcamak zorunda kalacaklarını düşündükleri için bu tarz bir adım atmaktan çekiniyorlar, bu nedenle yukarıda da bahsettiğim gibi teşvik, yatırım ve girişimler bu duruma uygun bir çözüm yaratacak ve insanlara da kolaylık sağlayacaktır.

Artık KOBİ’ler ile birlikte, büyük kurumların ve şirketlerin de israfa göz yummaması gereken bir zamanda yaşıyoruz. Milyonlarca aç insanın yaşadığı ülkemizde, sıkıntısız ve yenilmeye uygun gıdalar atık haline gelmemeli. Bunun için kişiler önce kendinden başlayarak bu bilince sahip olmalı ve çevrelerini de biliçlendirilmelidir ki tabağımızda kalan yemek arkamızdan ağlamasın.