Gastronomide Kadın Hikayeleri: Münevver Kepenek

Gastronomide Kadın Hikayeleri: Münevver Kepenek

2021-12-06 06:07:16

Gastronomide kadın hikayelerini anlatan bir seride çiftçiye yer vermemek olmazdı. Bu yazının konusu olan çiftçi Münevver Kepenek, Eskişehir’in Kozkayı köyünde yaşıyor. Köyde doğup büyüyen Münevver Hanım, küçüklüğünden bu yana hep tarlada ve hayvanların arasında bir yaşam sürmüş. Arkeoloji ve iktisat bölümlerini bitirdikten sonra hayatına çiftçi olarak devam etme kararı almış. Bir yandan ekip biçerken diğer yandan çalışmalarını temel olarak yerel tohumların korunması ve çoğaltılması etrafında sürdürüyor. 23 çeşit atalık buğday üretiyor. Ayrıca çok çeşitli ürünleri var, bunlar: karabuğday, arpa, yulaf, nohut, mercimek, fasulye, mısır, sirke, bitkisel yağlar, taze sebze-meyve, organik yumurta, kara mürver şurubu ve çeşitli buğdaylardan üretilen unlar. Buna ek olarak arıcılık ve kümes hayvancılığıyla da ilgileniyor. Ürettiği ürünler arasında günümüzde artık yaygın olmayan çeşitler de var. Münevver Hanım, bu ürünlerin unutulmaması için büyük çaba sarf ediyor. Kendisi aynı zamanda Eskişehir Kadın Çiftçiler Derneği’nin kurucu başkanı. Kadın üreticilerin görünürlük kazanmasına önem veriyor ve bu yolda diğer kadın çiftçilerle beraber yürüyerek kadınların sosyal ve ekonomik alandaki etkinliklerini yüksek sesle dile getiriyorlar. Buna ek olarak topluluk destekli tarım yaparak yerelde üretim yapan diğer üreticilerle iletişimini koruyor. Ben de Münevver Hanım’ın hikayesini yerel tohumlar, doğaya saygılı üretim ve kadın üreticiler çerçevesinde sizlere aktaracağım.
İyi okumalar!

“Çiftçi olmak küçüklük hayalimdi!”

Münevver Hanım hayvanlara bakmaya ve tarlada ailesine yardımcı olmaya henüz çocukken başlamış. Örneğin, sabahları büyükbaşların bakımı için annesine yardım ettikten sonra okula gidermiş. Üniversitede arkeoloji ve iktisat bölümlerinde okumuş olsa da küçüklükten beri hayali çiftçi olmakmış. Kendisini hem köylü hem de çiftçi olarak tanımlıyor fakat bu tanımlamayı yaparken de çiftçiliğin itibar gören bir meslek olmadığına değiniyor. Çiftçilerin, ürettikleri gıdanın bilincinde olan, yerel tohumu koruyan ve çoğaltan, doğaya saygılı tarım yapabilen aktörler olabileceğini belirtiyor. İnsanların kafalarındaki köylü-çiftçi algısını değiştirmek gerektiğine inanıyor. Bu konudaki kararlılığı birçok üreticiye ilham veriyor. Gerçekten de çiftçilik hakkında konuşurken ses tonundaki kararlılık epey ikna edici. Toplumda değişmesi gerektiğini düşündüğü bir diğer konu ise kadın üreticilere olan bakış açısı. Kendisi, tarımsal üretime başladığı ilk zamanlarda “Kadının tarlada ne işi var?” veya “Tek başına tarlada ne yapacaksın?” gibi sorularla karşılaşmış. Tam da bu noktada, toplumun bakış açısı ile pratikte uygulananın tezatlığına değinmek gerektiğini düşünüyorum; çünkü tarımsal faaliyetleri tarihsel olarak ele aldığımızda kadınların üretimde aktif olarak rol oynadığını görebiliyoruz. Toprağın ve hayvanların erkeğin üzerine kayıtlı olması bu alanların erkek egemen iş kolları gibi görünmesine sebep olabiliyor fakat uygulamaya baktığımızda cinsiyet dağılımı kadın emeğinin yaygınlığını doğruluyor.
Münevver Hanım’ın hayali çiftçi olmak olsa da arkeoloji okuduktan sonra alanında yüksek lisans yapmaya başlamış. Akademisyenlik yolunda ilerlerken yüksek lisansı sırasında neolitik dönemdeki tohumları ve tarımsal faaliyetleri çalışmış. Bu konu, Münevver Hanım’ı bugün çok önemsediği yerel tohumları koruma ve çoğaltmaya kadar getirmiş. Geçmişten günümüze kadar gelebilebilen tohum çeşitliliğinin oldukça azaldığını öğrenmiş (1930’dan bu yana Türkiye’de yenilebilir gıda çeşitliliğinin %76’sının yok olduğunu belirtiyor!). Ogünden beri gezdiği yerlerden tohumlar topluyor ve ekiyor. Bu yerel tohumlara bir örnek olarak kara nohutu gösteriyor. Kara nohut ektiğinde köyde “Bu nohut GDO’lu!” diyerek karşı çıkanlar olmuş. Tanımadıkları bu gıda türlerine karşı çıkan insanların Anadolu’daki çeşitliliğin bilincinde olmadıklarını, o yüzden aslında yerel olan bu türlere ilk başta önyargıyla yaklaştıklarını anlatıyor. Münevver Hanım, aynı zamanda organik üretim yapıyor. Yani, yerel tohumları kullanarak ektiği ürünleri insan sağlığına zararlı olan pestisit ve suni gübreleri kullanmadan üretiyor. Tüketicilerin güvenlerini kazanmak için organik sertifikanın gerekli olduğunu vurguluyor ve kendisi de organik sertifika için geçiş sürecinde olduğunu belirtiyor. Aslında kendisi toprağa hiç müdahale etmeden ürünlerini yetiştirdiği için ‘organik üstü’ bir üretim yaptığını savunuyor. Üretimini toprağın altında ve üstünde yaşayan canlılara zarar vermeden gerçekleştirmeye özen gösteriyor ve bunun için tarımsal faaliyetlerini bugün yaygın olan konvansiyonel tarım pratiklerinden farklı olarak yürütüyor.


“Yabani olan otlar değil, biziz”

Peki Münevver Hanım’ın üretimini konvansiyonel üretimden farklı kılan özellikler neler? Her şey tohumla başlıyor, benim de yukarıda genişçe bahsettiğim üzere, Münevver Hanım yalnızca yerel tohumları kullanıyor. Bunun yanı sıra uzun süre ekilip biçilmemiş tarlaları ekmeye özen gösteriyor. Tarlalara bir süredir el değmediği için, bu tarlalar kimyasal ilaç ve suni gübre açısından daha temiz oluyor. Fakat bununla kalmıyor, doğanın sürdürülebilirliğini sağlamak için ekosistemin işleyişine mümkün olan en az müdahaleyle yaşamak gerekiyor. Böcek ilacı atıldığında o böcekler ölüyor, böcekleri yiyen hayvanlar gıda bulamadığı için aç kalıyor, aç kalan hayvanın sayısı azalıyor ve ekosistemi yaralıyor. Tüm bunları anlatırken kendi deneyimlerinden bir tanesini anlatıyor: 3-5 sene önce tarlasının 1 dönümüne patates ekmiş. Komşu tarlalarda ilaçlama yapıldığı ve hayvanlara tuzak kurulduğu için köstebekler Münevver Hanım’ın tarlasına gelip patatesleri götürmüşler. Hasat vaktinde bir bakmış ki hasat edilecek patates yok. Sonraki sene domateslere çapa yaparken bir bakmış ki tarlanın farklı yerlerinde patatesler yetişmiş. Aslında kendisi ekmeden, köstebeğin patatesi tarlanın çeşitli yerlerine taşımasıyla her yer patates tarlası olmuş. Bu şekilde diğer canlılarla beraber yaşamayı ilke edinen Münevver Hanım tarlaya giren köstebekten de, kirpiden de, tilkiden de hiç şikayetçi değil.

Bir diğer örnek ise tarladaki ‘yabani otlar’. Konvansiyonel tarımda tarlayı ekmeden önce toprak temizlenir, toprakta kendiliğinden yetişmiş olan otlar sökülür. Bu otlar ‘yabani’ olarak görüldüğü için tarlada istenmezler. Münevver Hanım ise otlara farklı bir açıdan yaklaşıyor; otların yabani değil ‘yerli’ otlar olduğunu ve hepsinin de hem toprak için hem insan kullanımı için çeşitli faydaları olduğunu belirtiyor. Buna örnek olarak tarlasında yetişen demir dikeni isimli, ayağa battığında şiddetli bir ağrıya sebep olan bir ottan bahsetti. Mutlaka bir faydası olduğuna inandığı için tarlasından söküp atmamış. Nitekim, demir dikeni otunun gıda takviyesi olarak kullanıldığını öğrenmiş. Yukarıda anlattığım örnekleri göz önünde bulundurduğumuzda Münevver Hanım’ın doğaya en az müdahale edecek şekilde bir yaşam sürdüğünü görüyoruz. Bu kez aklıma başka bir soru geliyor: Münevver Hanım ürettiği bu ürünlerle ne yapıyor?

Ürün yelpazesi oldukça geniş fakat bu ürünlerin hepsini satış için üretmiyor. Bazılarını yalnızca aile ve akrabaların tüketimi için ekiyor. Satmak için ürettiği ürünleri ise çeşitli satış kanallarından (pazarlar, sosyal medya) tüketicilere ulaştırıyor. Özellikle pazarların insanların tükettiği gıdaya dair farkındalığının artması için önemli alanlar olduğunu belirtiyor. Kullandığı tohumları, üretim şeklini ve yetiştirdiği ürünlerin kullanım alanlarını detaylı olarak tüketiciye aktarıyor. Bir yandan tüketiciyle bilgi alışverişinde bulunurken diğer yandan etrafındaki üreticileri (özellikle kadın üreticileri) yerel tohumları kullanmaları ve ilaçsız tarım yapmaları için teşvik ediyor. Belediye aracılığıyla aynı pazarda bulunduğu kadınlara yerel tohumlarından dağıtmış ve sonraki ekim döneminde kadın üreticilerin bu tohumları kullanarak ekim yapmalarını bekliyormuş. Yani, Münevver Hanım hem üretim modeliyle hem de kadın çiftçi kimliğiyle konvansiyonel üretimin oldukça yaygın olduğu alana alternatif sunuyor. Salgın sebebiyle dernek çalışmaları ağır adımlarla ilerlemiş olsa da, bundan sonrasında Münevver Hanım’ın faaliyetlerini hem Eskişehir Kadın Çiftçiler Derneği olarak hem de “üreten köylü” ismiyle bireysel olarak takip edebileceğimizi düşünüyorum.

Elif Birbiri