Gastronomide Kadın Hikayeleri: Kadın Balıkçılar Derneği

Gastronomide Kadın Hikayeleri: Kadın Balıkçılar Derneği

2022-03-31 14:59:53

“Bazen kadınlar bile balıkçı olduklarının farkında olmayabiliyorlar, yalnızca eşlerine yardımcı olduklarını söylüyorlar.” Kadın Balıkçılar Derneği’nden Aslı Hanım’ın görüşmemiz sırasında kurduğu en çarpıcı cümlelerden birisi bu oldu. Balıkçı deyince aklınıza birçok görsel gelebilir: soğuk havalarda bereleri ve kalın kazaklarıyla Haliç Köprüsü’nde balık tutanlar adamlar, sahil kasabalarında güneşin yaktığı tenleriyle saatlerce olta başında bekleyenler, ağlarına takılan yüzlerce balığı bir an önce karaya ulaştırıp pazarda satmaya hazırlananlar… Bu insanların ortak özelliği nedir? Erkek olmaları. Bu yüzden bir balıkçının kadın olduğunu belirtmek için “kadın balıkçı” diye vurguluyoruz. Üstelik, birçok meslek için benzer vurgulamaları yapıyoruz; “kadın doktor”, “kadın şoför”, “kadın mühendis” ve “kadın sporcu” bunlardan yalnızca bazıları. Meslek gruplarının başına “kadın” getirmediğimizde ise o kişinin erkek olduğunu varsayıyoruz. Tam da bu yüzden, yazının devamında kadınlardan “kadın balıkçılar” olarak değil, balıkçılar olarak söz edeceğim. Kadınların her türlü gıda üretim alanında aktif olduklarını biliyor olsam da, balıkçılık konusu hakkında fikir sahibi olmadığımı fark ettim. Bu yüzden Kadın Balıkçılar Derneği’yle görüşeceğim için çok heyecanlandım! Görüşmemiz sırasında sorularımı sabırla yanıtlarken bana bilmediğim pek çok şeyi öğrettiler. Ben de bu yazıda balıkçılar ve dernek hakkında edindiğim bilgileri aktarırken derneğin faaliyetlerinden, balıkçıların mevcut durumundan ve konserve balıktan bahsedeceğim. Keyifli okumalar!

“Balıkçılık sektöründe kadınlar çalışıyor ama adları yok.”

Kadın Balıkçılar Derneği’nin kuruluş hikayesi bir yüksek lisans tezine dayanıyormuş. Bu tez, zaman içerisinde Kadın Balıkçılar Projesine evrilmiş. Çeşitli desteklerle gerçekleştirilen projeler sayesinde hikayeleri daha çok büyümüş ve projeler sırasında tanışmış, birbirleriyle çalışma tecrübesi edinmiş ve denizleri koruma, balıkçılık ve toplumsal cinsiyet eşitliği konularında aynı dertleri ve hedefleri olan kadınları bir araya getirmiş. Özellikle deniz ve kıyı koruma alanları ve balıkçılık konusunda kendi alanlarında (balıkçı, siyaset bilimci, akademisyen, biyolog, ekosistem ve planlama uzmanı) uzman kadınlar 4 yıllık bir birlikte çalışma ve üretme fikri sonucunda 8 Mart 2019 tarihinde Kadın Balıkçılar Derneği’ni kurmuş. Başta denizden geçimini sağlayan balıkçılar olmak üzere denizel sektörlerde çalışan tüm kadınların sosyal ve ekonomik sorunlarını kendilerine dert edinmişler. Bununla birlikte, denizlerde biyolojik çeşitliliğin azalması ve ekolojik dengenin bozulmasına dair çalışmalar yürütüyorlar. Bu çalışmalar “mavi ekonomi” ve “mavi sürdürülebilirlik” olarak adlandırılıyor ve bu tanımla “deniz ekosisteminin sağlığını korurken, ekonomik büyüme, daha iyi geçim kaynakları ve istihdam için denizel kaynakların sürdürülebilir kullanımı” kastediliyor. Yani, Kadın Balıkçılar Derneği toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için çabalarken bir yandan da denizel sektörlerde sürdürülebilir kalkınma çalışmaları yapıyor. Sektördeki kadınlara kendi öncelikleri için harekete geçmeleri amacıyla eğitimler veriyorlar. Balıkçıların kendi ihtiyaçları ve becerileri etrafında örgütlenerek özgüven kazanmaları ve daha kalıcı politikalar üretmeleri için girişim kapasitelerini geliştirmek derneğin öncelikleri arasında yer alıyor. Hazır derneğin sektördeki kadınlar için yaptığı faaliyetlere değinmişken, Türkiye’deki balıkçılardan biraz daha ayrıntılı bahsetmek istiyorum.
Kadınlar, ülkenin tüm kıyılarında, iç sularında ve baraj göllerinde hem ticari hem de amatör olarak balıkçılık yapıyor. Ayrıca, balıkçılığın her alanında (yetiştiricilik, işleme ve pazarlama) çalışan kadınlar sektörü ileriye götürmek için emek veriyor. Buna karşılık, sektördeki yerleşik toplumsal cinsiyet rolleri sebebiyle sorunlar yaşanıyor. Örneğin, kadınlar tekne sahibi olmadıkları için resmi kayıtlarda görünmüyor, balıkçılık kooperatiflerine katılımcı veya ortak olarak dahil olamıyorlar. Bu sebeple, sektörde erkekler ekonomik olarak etkin ve karar verici mekanizmalar olarak rol alırken, kadınların mesleki tecrübeleri göz ardı ediliyor ve kendilerini temsil edecek ortamı bulamıyorlar. Bunun sonucunda ise kadınların sektördeki emekleri görünmez hale geliyor ve örgütlenemiyorlar veya kooperatif çatısı altında toplanamıyorlar. Peki yapılması gerekenler neler? İlk olarak, kadınlar “balıkçı” olarak tanınmalılar. Sonrasında, sektör içinde temsiliyet oluşturarak bilgi akışı, fikir beyan etme ve karar verme mekanizmalarında yer almalılar. Bugüne kadar yapılan ulusal ve/veya uluslararası projelerde ve gölleri, barajları, nehirleri ve akarsuları kapsayan çalışmalarda göz ardı edilen kadınlar, derneğin öncülüğünde sektörde 30.000 erkek ortağı olan balıkçılık kooperatifleri merkez birliğinde kadın balıkçı komisyonu kurmuşlar. Sektördeki kadınları bir araya getirerek yaşadıkları sorunların ortak dertler olduğunu dile getirmek kadınları hem güçlendiriyor hem de bu sorunlara çözüm aramada birleştirici bir rol oynuyor.
Balıkçılarla ilgili çalışmalarının yanı sıra, derneğin diğer faaliyetleri arasında deniz ve kıyı ekosistemlerini korumak için düzenledikleri eğitimler bulunuyor. Bu eğitimlerle beraber alanda araştırmalar yapmayı, bilgi üretmeyi ve paylaşmayı da önemsiyorlar. Ayrıca, balıkçı ailelerle iletişimlerinin devamlılığını sağlayarak dayanışma ortamı yaratıyorlar. Örneğin, 2020’de İzmir’de meydana gelen depremin ardından Seferihisar’da yaşanan tsunami sonucu zarar gören balıkçı aileler için harekete geçmişler. Tsunami sonrası ekonomik ve sosyal hayatı olumsuz yönde etkilenen yöre balıkçılarının ihtiyaçlarını tespit etmişler. Tekneleri sürüklenen, av araç ve gereçleri zarar gören balıkçıların zararlarının karşılanmasına kısmen de olsa destek olmuşlar. Buna ek olarak, tsunami sonucu yıkılan balık satış alanlarının yeniden kurulmasını sağlamışlar. Tüm bu çalışmalardan farklı olarak derneğin çeşitli projeleri de bulunuyor. Ben “Mavi Gezegen Mavi İşler” projesinden bahsederek konserve balık hakkında öğrendiklerimi aktaracağım. Bir yandan konserve balığı konuşurken diğer yandan derneğin bu projeyi yaparken neleri hedeflediğini tartışacağım.

Denizden konserveye taze balıklar…

Mavi Gezegen Mavi İşler Projesi üç temel amaca hizmet ediyor: balık kaynaklarındaki israfı azaltmak, kadınlara gelir kaynağı yaratmak ve balığın konserve halde tüketimini yaygınlaştırmak. İlk olarak israf farkındalığından bahsetmek istiyorum. İsrafa sebep olan çeşitli etkenler var; bilinçsiz ve aşırı avlanma, yerleşmiş tüketim alışkanlıkları, balıkçılık sektöründeki yetersiz ulaşım ve dağıtım gibi sorunları. Yapılan bu israf yüzünden avlanan balıkların 3’te 1’i gibi oldukça büyük bir oranı satılamıyormuş. Kadın Balıkçılar Derneği bu önemli soruna çözüm olarak geleneksel bir işleme ve saklama yöntemi olan ev yapımı balık konservelemeyi yaygınlaştırmaya başlamışlar. Böylece, sezonunda ucuz ve bol bulunan balıklar işlenerek sezon dışında da tüketilebilecek hale geliyor. Ayrıca, hedef dışı avlanan ve ağda zarar gördüğü için satılamayan veya ekonomik değeri düşük olduğu için değerlendirilmeyen “balık atığı” dönüştürülerek sofralarda yer edinebiliyor. Bu sayede, denizlerden sorumlu bir şekilde faydalanılabiliyor, geleneksel üretim ve saklama yöntemleri sürdürülerek evde balık tüketimi yaygınlaştırılıyor ve kentliler için gıda seçenekleri artırılıyor.
Proje kapsamında planlanan etkinlikler ise şöyle: konserve balık tariflerinin toplanması, tarif videolarının hazırlanması, küçük ölçekli balıkçılara konserve hazırlama eğitimi verilmesi ve balık konserve satış ve pazarlama fırsatlarının yaratılması. Dernek, projenin sonraki adımlarında “mavi” iş alanları oluşturarak tedarik zincirinin her halkasında yer almayı hedefliyor. Bu hedeflerden biri e-ticaret platformu kurarak konserve balığın satışının yaygınlaştırılması ve buna bağlı olarak balıkçılara gelir sağlamak. Doğruyu söylemek gerekirse, daha önce hiç balık konservesi yapmamıştım veya satın almamıştım. Konserve balığın tadına oldukça yabancıyım. Ayrıca, ülkenin üç yanı sularla çevrili olsa da ve birçok nehir, akarsu, göl ve barajları bulunsa da, balık tüketiminin yörelere özgü belirli şekillerle sınırlı olduğunu düşünüyorum. Üstelik, yeme-içme alışkanlıklarını değiştirmenin kolay olmadığını kabul ediyorum. Buna karşılık, ülkede oldukça aşina olduğumuz konserve yapma tekniğini balıklara uyarlamamak için bir neden göremiyorum. Tüketilen gıdaların ekolojik arka planının da sorgulanmaya başladığı bu günlerde, mutfaklarımızda küçük dönüşümlere yer vermenin mümkün olduğunu düşünüyorum. Bunun yanında, derneklerin veya daha spesifik olmak gerekirse konserve balığın gündemdeki tüm sorunlara karşı yegane çözüm olmayacağının farkındayım. Hem toplumsal cinsiyet normlarına hem de ekolojiye dayalı sorunlar, çok daha yapısal problemler var ve bu problemler bireylerin günlük pratiklerindeki değişimlerle tamamen çözemeyecekleri kadar büyük. Yine de, sorunların kendiliğinden çözülmesini beklemek yerine toplumsal cinsiyet eşitliğinin her alana yayılması için inisiyatif alan Kadın Balıkçılar Derneği gibi aktörlere kulak vermemiz gerektiğine inanıyorum.

Elif Birbiri