Gastronomide Kadın Hikayeleri: Fatma Cam Denizci

Gastronomide Kadın Hikayeleri: Fatma Cam Denizci

2022-03-31 14:51:29

Gastronomide kadın hikayelerinin ikinci konuğu, kent yaşamını bırakarak Şile’nin Ovacık köyüne yerleşen Fatma Cam Denizci. Son yıllarda büyük şehirlerden köylere göç eden insanların hikayelerini duyuyoruz. Bu göçlerin birbirinden farklı motivasyonları var; doğaya daha yakın olma, kent kalabalığından uzaklaşma, tarım ve hayvancılık faaliyetlerine merak duyma, kendi besinini üretme, atalık tohumları çoğaltma ve daha nicesi… Fatma Hanım’a göç hikayesini sorduğumda bana önce kendinden bahsetti, sonrasında Şile’deki faaliyetlerini anlattı. Ben de bu yazıda siz okuyucuları Şile’ye götürerek, Fatma Hanım’ın gözünden öğrendiklerimi aktarmaya çalışacağım. Keyifli okumalar!

Fatma Hanım, 25 sene İstanbul’da özel şirketlerde finans departmanlarında çalışmış. Bu süreçte kendisine “Ben neden sadece çalışıyorum?” diye sorması üzerine 2009 yılında işi bırakmaya karar vermiş ve Ovacık köyüne temelli yerleşmiş. İşi bırakma sürecini anlatırken sevdiği şeylerle ilgilenmek için emeklilik sonrasını beklemenin pişmanlığını duyduğunu belirtiyor. Çalışanlara en büyük tavsiyesi, emekliliği beklemeden farklı sosyal faaliyetlere dahil olmak. Yine de, Fatma Hanım’ın emeklilik sonrası yaptıkları bize hiçbir şey için geç olmadığını gösteriyor. Ovacık’a taşındıktan sonra bir yandan köydeki arazisini değerlendirirken diğer yandan köydekilere bir şekilde fayda sağlamanın yollarını arıyor. Köyde tarımsal üretime başlarken birbirinden farklı tarım modellerini araştırıyor: organik tarım, geleneksel tarım, atalık/hibrit tohum, iyi tarım uygulamaları… Tüm dünyada organik tarımın faydaları konuşulurken Fatma Hanım da organik sertifikalı tarımın en uygun yöntem olabileceğini düşünüyor ve organik tarım üretim modelini uyguluyor. Daha sonra Türkiye’de organik tarımda hibrit tohumların kullanılabildiğini fark etmesi üzerine, bu üretim modelinin kafasındaki “organik” terimiyle uyuşmadığına karar veriyor ve atalık tohumların, kendisinin deyişiyle “yadigar tohumların” peşine düşüyor. İşte hikaye tam burada başlıyor…


Yadigar tohumları araştırırken ülkenin çeşitli bölgelerinde tohum takas şenlikleri düzenlendiğini öğrenen Fatma Hanım, 2011 senesinde İzmir’in Karaot köyünde yapılan tohum takas şenliğine katılmış. Şenliğe dair izlenimlerini aktarırken bile epey neşeli görünüyor. Takas şenliğinin köye adeta hayat getirdiğini, insanlar arasında hem ekonomik hem de sosyal bağların kurulmasına vesile olduğunu aktarıyor. İzmir’de bir günlüğüne katıldığı bu şenliğin motivasyonuyla Şile’ye dönen Fatma Hanım, benzer bir tohum takas şenliğini Şile’de düzenlemenin yollarını aramaya başlayarak hiç de kolay olmayan bir sürecin içine girmiş. Köy halkına plandan bahsetmiş, yerel yönetimlerle görüşmüş ve şenliğin duyurulması için birçok farklı gıda topluluğuyla iletişime geçmiş. Bu uzun süreçler sonunda meyvesini veriyor ve 2012 yılında Ovacık köyünde ilk tohum takas şenliği düzenleniyor. Katılımcı sayısı hakkında ortalama bir tahminle yaklaşık 300-400 kişilik yeme-içme hazırlığı yapan köy halkı, 3000 küsur kişinin köyü ziyaret edeceği bir güne uyanıyor. Ülkenin farklı bölgelerinden birçok insan şenliğe geliyor, tohumlar takas ediliyor, yenilip içiliyor, köylüler ürettikleri tüm ürünleri satıyorlar… Yani, köyde tam olarak bir şenlik havası hakim oluyor. Yoğun ilgi karşısında hayrete düşen Şile halkı ve yerel yönetimler, şenliği sahiplenmiş ve takas şenliğinin devamlılığını sağlamışlar. Şenlikler 2012 yılından beri aralıksız olarak -2020 salgın senesi hariç- devam ediyor. İlk tohum takas şenliğinin ardından 2013 senesinde Ovacık Köyü Kadın Tohum Derneği kuruluyor. Tohumların saklanması ve çoğaltılmasını kadınlar sağladığı için ‘kadın’ tohum derneği olarak isimlendiriliyor fakat aynı sorumluluğu paylaşan erkekler de derneğin üyesi olabiliyor. Ovacık Kadın Tohum Derneği, Şile’nin farklı köylerinde düzenlenmeye devam eden tohum takas şenliklerine katılımcı olarak dahil oluyor.

“Peki biz bu tohumları ne yapacağız?”

Değiş-tokuş edilen tohumlar oldukça kıymetli fakat kıymetini bilmek için bu tohumları ekerek çoğaltmak gerekiyor. Peki bunca tohum çoğaltılınca ne olacak? Köydekiler bu yadigar tohumları ekerek daha ekolojik ve temiz gıda üretmiş olacak fakat üretimin devamlılığı için üretimden gelir elde etmeleri de oldukça önemli. Fatma Hanım bunu göz önünde bulundurarak üretici pazarı kurmanın peşine düşmüş. Tam da üretici pazarı hakkında kafa yorduğu bu zamanlarda yakın ilişkide olduğu Slow Food gıda hareketinin dünyada ilgilileri tarafından bilinen ‘Terra Madre’ kutlamalarına katılmış. Kutlamalar sırasında Slow Food ilkeleriyle kurulan Yeryüzü Pazarlarını (Earth Market) öğrenmiş. Temel ilkeleri olan temiz tarım uygulamalarıyla doğa dostu olduğunu ve fiyatlandırmada üreticiler ve tüketiciler için adil olan yeryüzü pazarının Şile için kurmak istediği üretici pazarı fikriyle örtüştüğünü fark etmiş. Böylece, yalnızca yadigar tohumların kullanıldığı gıda üretiminden elde edilen ürünlerin satıldığı Şile Yeryüzü Pazarı 2015 senesinde kuruluyor. İlk başlarda yalnızca birkaç köylünün katılımıyla oluşan pazar, katılımının zamanla artmasıyla büyüyor. Fatma Hanım pazarın kurulmasının yarattığı çeşitli değişimlerden bahsediyor. İlk olarak pazarın kurulmasıyla beraber yaklaşık kırk üretici Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kaydolmuş. Böylece üreticilerin tarımsal üretim faaliyetlerine dair bilgiler kayıt altına alınıyor; bölgedeki üretim miktarı ve modeli biliniyor ve denetlenebiliyor. Ayrıca, çiftçiler pazardan ayrılsa bile sistemdeki kayıtları devam ediyor ve devletin sistemde kayıtlı üreticilere sağladığı faydalardan yararlanabiliyor.
Pazarın üreticilere sağladığı bir diğer -belki de en önemli- fayda ise köylerdeki kadınların iyi, temiz ve adil gıda üretim bilincine ulaşmaları, ürettiklerini pazarlamayı öğrenmeleri ve pazarı ziyaret eden insanlarla aktif iletişimde olmaları. Yeryüzü Pazarına farklı yaş ve meslek gruplarının ilgi göstermesiyle pazar yalnızca gıda satış alanı olmanın ötesine geçerek bir sosyalleşme alanına dönüşüyor. Üreticiler ile pazar misafirleri arasında bilgi alışverişi oluyor; yemek tarifleri, bölgesel ürünler hakkında bilgilendirme (örneğin, Şile’de birçok farklı mantar yetişiyor!) ve talebe göre katma değerli ürün üretimi… Üstelik, eskiden pazara yalnızca kadın üreticiler giderken artık ailecek gidiliyor. Kadınların eşleri ve çocukları da pazara dahil olarak hem diğer köydeki üreticilerle hem de pazarı ziyaret eden misafirlerle sosyalleşiyorlar.

“Ovacık köyü için bir şeyler yapmamız lazım”

Tohum takas şenliğiyle başlayan serüven, Şile’de Yeryüzü Pazarı’nın kurulmasının ardından 15 haneli bir köy olan Ovacık’ta devam ediyor. Köydeki gençlerin çoğu köyü terk ediyor, üniversite okumak ve sonrasında iş bulmak için büyük şehirlere göç ediyorlar. Köyde yaşayan kadınlar ise çeşitli sebeplerden ötürü çalışamıyor; Şile merkezdeki pazara gidecek imkanı bulamıyorlar veya evde bakıma muhtaç kişilerle ilgileniyorlar. Fatma Hanım bu sorunlara çözüm sağlamak için köyde artık kullanılmayan köy okulunu sosyal paylaşım alanına dönüştürmek üzere adım atmış. Boğaziçi Üniversitesi Turizm İşletmeciliği Bölümü yüksek lisans öğrencileri 2018 yılında “Ovacık’ta Bir Gün” isimli bir proje hazırlamış ve proje Gelecek Turizmde tarafından desteklenmek üzere seçilmiş. Temel amacı, köyde üretim sürekliliğini sağlamak, köy turizmini canlandırmak, gençleri köyde tutacak faktörleri artırmak ve çevreyi korumak olan projenin gerçekleştirilebilmesi için köy okulu yeniden tasarlanmış. Atölyede aktif olarak 12, toplamda ise 20 kadın çalışıyor. Aktif çalışanlar ürünlerin üretimi, paketlenmesi ve satışlarıyla ilgilenirken, geriye kalan 8 kişi ise evlerinde ürettikleri ürünleri göndererek satışlarına göre kazanç sağlıyor. Tüm bu gelişmelerle beraber köyde hayvancılık artıyor; manda, koyun ve keçi besleyen aileler hayvanlardan elde edilen süt ve süt ürünleriyle geçimlerini sağlıyorlar. Ayrıca, kestane balı ve porçini mantarı gibi katma değeri yüksek olan ürünleri piyasa değerine göre satıyorlar.
Yukarıda Şile’deki üç farklı oluşumdan bahsettim: tohum takas şenlikleri, Yeryüzü Pazarı ve Ovacık’ta Bir Köy projesi. Ben bunlardan genel hatlarıyla bahsetmiş olsam da aslında süreçler çok daha uzun bir zaman dilimine yayılıyor ve birçok farklı aktörün desteğiyle gerçekleşiyor. Yerel yönetimler, köy halkı, Fatma Hanım, gıda toplulukları, çiftçiler, köyü ziyarete gelen misafirler, projelere destek sağlayan öğrenciler, akademisyenler, mimarlar, şefler ve sayamadığım daha nice insan tüm bu süreçlerin oluşmasında, yönetilmesinde ve sürekliliğinde büyük rol oynuyor. Şile örneğinden yola çıkarak küçük değişimlerin yarattığı daha büyük bir dönüşümün hayalini neden kurmayalım? 

Elif Birbiri